
Sendikalarda Yüzde 10'luk Baraj
İşçi konfederasyonlarının korkulu rüyası haline gelen "işkolu istatistikleri" konusunda hükümet açıklama yaptı.
İşçilerin tüm haklarını a'dan z'ye belirleyen 29 yıllık düzenleme olan Sendikalar Kanunu, İşçi Sendikalarını rahatlattı.
En riskli noktada olan ise, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu..
Peki süreç neden bu kadar uzatıldı? Düzenleme neden 3 yıldır bekletiliyor?
Toplu iş ilişkileri yasası neden mi bekletiliyor? Şundan dolayı, esnek çalışmayı çıkarmak istiyorlar, özel istihdam büroları kurmak istiyorlar ve kıdem tazminatını fona devretmek istiyorlar. Eğer böyle bir şey yaparlarsa bu sendikalar için genel grev sebebidir.
Süreç, onlarca sendikanın küçülerek kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına yol açacak...
AKP’NİN SENDİKALARI HİZAYA SOKMA SALDIRISI
Bugün AKP hükümeti çalışma yaşamına dair yeni kanun teklifleri, yönetmelikler hazırlayıp meclise sevk ediyor. Özellikle 2008 yılında çıkartılan ve 1 Ocak 2012 tarihi itibariyle yürürlüğe giren Genel Sağlık Sigortası ile zorunlu prim ödeme dayatması bu saldırıların başlarında bulunmaktadır. Kıdem Tazminatı Fonu ise kısmi tepkiler sebebiyle zamana bırakıldı. Kısacası işçi sınıfın kazanılmış haklarının ve örgütlülüklerin dağıtılması çabaları yaşama geçirilmeye başlamış durumdadır. Genel Sağlık Sigortası sonrası 2821-2822 sayılı Sendikalar ve Toplu Sözleşme Kanunlarında değişiklik yapılarak, tek kanun maddesi halinde meclis Genel Kuruluna getirildi. İşkollarının birleştirilmesinde sendikaların toplu sözleşme imzalama yetkileri için gerekli yetkiyi alabilmeleri için gerekli olan üye sayısı barajı değiştirildi.
İşçileri ilgilendiren “Toplu İş İlişkileri Kanunu” tasarısı ise, bir yandan 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan yüzde 10 işkolu barajını düşürürken, diğer yandan sendikaların özgürce toplu sözleşme yapmalarını engelleyecek oranda (yüzde 3) baraj uygulamasını araya sıkıştırıyor. Bunun nedeninde kamu sendikalarında gördüğümüz durumla aynı sonucu görüyoruz. Hükümet 4688 sayılı Kamu Emekçileri Sendikaları Kanununda değişiklik yapılmasını da gündeme getiriyor. Çünkü 12 Eylül referandumunda kabul edilen ve bugüne kadar bir türlü yasası çıkartılamayan kamu emekçileri, memurların toplu sözleşme yasası, kamu çalışanları arasında KESK’i tasfiye ederek yerine en çok üyeye sahip sendika haline getirilen Memur-Sen’e yetki verildikten sonra yasalaştırılmaya çalışıyor.
Bu nedenle işçi sendikalarındaki Yüzde 10 barajının kaldırılmasını demokratik gösterirken hemen arkasından %3 genel ve %40 işletme barajı konularak yeni dönemdeki iki yüzlülüğü ile sınıfı bloke etmeye çalışmaktalar.
Bugüne kadar sendikaların aidat verip vermediğine bakılmaksızın bakanlığa bildirdiği üye sayıları üzerinden baraj hesaplanıyordu. Bu hesap kuşkusuz gerçek durumu yansıtmamaktaydı. Bunu sendikal bürokrasi de biliyordu. Ancak Sendika bürokrasisi de bu durumu kendi iktidarının devamı için bir fırsat sayıyordu. Hükümet de sendikaları “gerçek sayıları açıklarım” diyerek tehdit edip, her seferinde bazı tavizler kopartmanın aracı olarak istatistikleri kullanıyordu.
Ancak bu işin sonuna gelindi. Sendikalar için “deniz bitti”. Kral artık çıplak.
Hükümetle ikili diyaloglara dayalı sendikacılığın sonuna geldik. Şimdi bunun çözümü aranıyor çünkü gerçek üye sayıları ortaya çıkınca yüzde 3 barajı bile yüksek gelmekte, birçok sendikanın toplu sözleşme imzalama yetkisi sona erecektir. Hükümet bunun bir infiale yol açmaması için, bugün yetkili olan sendikaların yetkilerini 3-5 yıl süreyle sürdürmesine, bir geçiş evresi tarif ederek tepkilerin en aza inmesine yol açan bir taktik tutum içindedir. Bugünden 5 yıl sonrasına projeksiyon yapacak olursak, ana eğilimin kamu emekçilerinde olduğu gibi işçi sendikaları arasında da hükümetin korporatist zihniyetine hizmet eden Hak-İş Konfederasyonunun büyüme eğiliminde olacağını söylemek mümkün.
Nitekim Hak-İş bir dizi yeni sendika kuruluşu içinde. Enerji, gazetecilik başta olmak üzere taşeron işçileri de kapsayacak örgütlenme atakları içinde. Türk-İş yönetimi içinse, “nereye kadar” gidilirse anlayışı olduğu gibi devam ediyor. Hepsi ununu elemiş eleğini asmış, yükünü tutmuş sendikacılar. “Önümüzdeki 4 yıl daha yönetimlerde kalmamız kâfidir gerisini ise yeni gelenler düşünsün” anlayışına sahipler.
Diğer yandan bir sendika tanımı yapılacaksa, onun içinde mutlaka toplu sözleşme ve grev hakkı bulunmak zorundadır. Barajın yüzde 3’e düşürülmesi demek, Türk-İş dışındaki sendikaların (özellikle bağımsız sendikaların) toplu sözleşme yapma yetkisinin ellerinden alınması demektir. Böylece DİSK de kulvar dışına kendiliğinden atılmış olacaktır. Diğer yandan Hak-İş’in büyüme trendinde olduğu düşünülürse, bugün için risk grubunun içinde dahi olsa, önümüzdeki 5 yıl içinde yüzde 3 barajını geçme fırsatı hükümetçe kendilerine tanınacağı kesin sayılmalı. Bu nedenle yüzde 3 esas olarak da bağımsız bir gücün yaratılmasının önünü kesme barajıdır.
Çünkü barajın yüzde 3 veya 10 olması sadece sayılar üzerinden siyasetin ifadesi olacaktır. Sendikalaşmanın önündeki yasal ve fiili engeller sebebiyle sendikaların üye sayıları düştüğü için, matematiksel bir hesapla baraj oranını 3 veya 5 ya da 1 olmasının anlamı, sermayenin ve hükümetin ne yapmak istediğiyle ilgilidir. Rakamlar, yüzdelikler patronlara ve hükümete toplu sözleşme imzalama olanağı olmayan sendikalar yaratma fırsatı verebilir.
Böylece ortaya çıkan şudur: Birincisi, AKP ve sermaye barajın binde 5’e düşürülmesi halinde sendikalaşmanın önünün açılacağını görüyorlar ve bunu istemiyorlar. İkincisi, yüzde 10’u aşağı çekerek sanki reform yapıyormuş gibi davranarak, işçilerin tabandan gelişecek yeni sendikal hareketine yüksek bir baraj, engel koymuş oluyorlar. Üçüncüsü, bağımsız sendikaların doğması ve yaratılması engelleniyor. Bu sürecin 5 yıl ertelenmesi de öfkenin oluşmasını engelliyor.
AKP hükümetinin 12 Eylül karşıtlığından, reformlarından işçi sınıfını örgütlenmesi ve sendikalaşması için bir fırsat bekleme hayalinde olanlar sendikacılar ve liberal sol bir kez daha yanıldı. Sermaye, hükümet kendi iktidarlarını tehdit edecek, işçilerin örgütlenmesini kolaylaştıracak yasal düzenlemelere hiçbir zaman gitmeyecektir.
İşçi sınıfı örgütlüyse her şeydir, örgütsüzse bu durumdan kazanan sermaye sınıfı, hükümetler ve sendika bürokratları olur.
Son Güncelleme ( Pazartesi, 06 Şubat 2012 21:05 )

219 GÜNDÜR Esenyurt belediyesinde işten atılmalara karşı mücadele eden sendika üyelerimize yeni sendikalı olmak isteyen işçileri esenyurt belediye başkanı işten atmaya devam ediyor.
Sendika Şubemizin işyeri temsilcilerine sendikamızın verdiği 1 günlük eğitim otelde yapıldı.
Esenyurtta 28 Martta tekelde 1 Nisanda eylem yapıldı. Bugüne kadar yapılan eylemlerde eylemlere katıldığımızda yada eylemlere katılmak için çağrılar yapıldığında eyleme katılanlar ile eylemlere gelenlerde görevlerini yapılmış olarak görülür.
GÜVENCESİZLEŞTİRMEYE İŞTEN ÇİKARMALARA DÜŞÜK ÜÇRET POLITIKALARINA KARŞİ ÖRGÜTLEN MÜCADELETİ YÜKSELT BİRLEŞMEK İÇİN HAYDİ 1 MAYISTA TAKSİME...









