
Sendikalar Kanunu ve Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu değişiyor mu?
Yıllardır sendikal hareketle ilgilenenler, bu oyunu izlemekten bıktı,
Yıllardır sendikal hareketle ilgilenenler, bu oyunu izlemekten bıktı, ancak anlaşılan o ki hükümetler ve ilgili bakanlar bıkmadı. Her sene Mayıs ayında Uluslararası Çalışma Örgütü toplantısı öncesi 2821 sayılı Sendikalar ve 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Yasasında değişiklik yapacağız söylemiyle hükümet yetkilileri çıkıp yapacakları değişiklikler hakkında basını ve kamuoyunu bilgilendiriyor. Amaç belli ILO konferansında eleştirilerden kurtulmak. Bu süreçte sayın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da kendinden önce gidenlerin yolundan gitti. Yani, aynı oyunu bir kez daha sahneledi.
Bir grup iktidar partili milletvekili “2821 Sayılı Sendikalar Kanunu ile 2822 Sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” teklifini TBMM’ne sundu. Teklif, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal işler Komisyonunda görüşülmeye başlandı. Ancak gerek gündemin sıkıştırması ve “yoğun” çalışana TBMM’nin tatile girmesi nedeniyle tasarı yeni dönemde TBMM’nin açılmasına kaldı. Tasarının gündeme geliş biçimi; tasarının “hükümet tasarısı” değil, bir grup iktidar partili milletvekili tarafından Meclise sunulmuş bir “teklif”’ olması, tasarıya iktidar partisinin sahip çıkmadığının ve yasalaşma ihtimalinin zayıf olduğunu göstermektedir. Ancak sonuç ne olursa olsun, sendikaların, konfederasyonların ve sendika kadroların çalışma yaşamını temelden belirleyen, değiştiren böyle bir tasarıya karşı uyanık olması gelişmeleri yakından takip edilmesi olası oldubittilere karşı bir zorunluluk.
Tasarı neyi hedefliyor.
Tasarıya ilişkin söylenecek çok şey var, ancak en dikkat çekici nokta işverenlerin talepleri istekleri gündeme geldiğinde sabahlara kadar büyük bir özveriyle çalışan iktidar partisi yetkililerinin, sıra işçilerin, sendikaların taleplerine gelince yaşadıkları suskunluk.
Örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırmaktan uzak, toplu pazarlık hakkının kullanımını kolaylaştırmayan, böyle bir tasarıda bile bu sessizlik bu suskunluk neden?
Tasarının genel gerekçesinde tasarının amacının ILO'nun 87 ve 98 sayılı sözleşmelerine uyum, Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) yıllık konferanslarında ülkemizin sık sık gündeme alınması, grev ve lokavt yasaklarının ILO'nun yetkili organlarında sık sık dile getirilip eleştirilmesi.
1982 Anayasasından sonra hazırlanan 2821 Sendikalar Kanunu ile 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanununun kısıtlayıcı hükümleri daha sonraki yıllarda bu Yasalarda ciddi değişikliklerin yapılmasını zorunlu hale gelmesi, temel gerekçeler.
Bazı çareler, derdin kendisinden bile kötüdür.
Tasarı, ILO normlarına uyum, 12 Eylül yasalarının değiştirilmesi, barajların kalkması, işkollarının birleştirilmesi, Grev yasaklarının kaldırılması, toplu sözleşme prosedürünün kısaltılması iddiası ile ortaya çıkmasına rağmen önerdiği çözümlerle daha karmaşık daha büyük sorunları beraberinde getiriyor.
Öncelikle çalışma hayatının Anayasadan başlayarak bütün temel yasaları bir bütün olarak değiştirmek ve çağdaş normlara göre yeniden düzenlemek yerine, teklif sahipleri tasarı ile adeta varolan “yamalı bohçaya” yeni bir yama atarak yoluna devam etmek istiyor. Bunu yaparken de züccaciye dükkânına girmiş fil gibi davranıyor.
Teklif ile sendikaların toplu iş sözleşmesi bağıtlaması için öngörülen barajlardan bir olan yüzde 10 işkolu barajı kaldırılıyor. ILO standartlarına, bırakın ILO’yu anayasaya aykırı bir şekilde yeni barajlar getiriliyor.
Bir sendikanın toplu sözleşme bağıtlaması için öncelikle, Ekonomik ve Sosyal Konseye üye ve en az 80000 üyeye sahip bir Konfederasyona üye olması gerekiyor. Ayrıca, yüzde 50+1 işyeri ve işletme barajı korunuyor. Tasarı, yüzde 10 iş kolu barajını kaldırırken üç konfederasyona üye olmayan sendikalara toplu sözleşme yasağı getiriyor.
Tasarı, grev yasağını bazı işkollarında kaldırmış gibi yapmasına rağmen adeta fiili yasaklarla grev yasağına devam ediyor. Örneğin, tasarı ile grev yasağı kapsamından çıkarılan bankacılık sektörü çalışanları, "Bankacılık sektöründe sözleşmeleri gereği taahhüt edilen hizmetlerin grev ve lokavt uygulanması sırasında verilmesine devam olunur." fıkrası ile tekrar yasak kapsamına alınıyor. Nasıl mı?
Bankaların başta kredi kartı kullanan olmak üzere her müşterisi ile bir sözleşme yaptığı düşünüldüğünde bankacılık sektöründe çalışan işçilerin nasıl greve çıkacaklarını ve velev ki çıktılar, çıkılan şeyin grev olup olmayacağını herhalde bu tasarıyı hazırlayanlar biliyordur.
Tasarı ile Bakanlar Kurulunun kanuni bir grev veya lokavtı genel sağlığı veya ulusal güvenliği bozucu nitelikte olduğu gerekçesiyle altmış gün süreyle erteleme “hakkı” yasada dururken sadece Bakanlar Kurulu’nun bu kararı alınmadan önce, Yüksek Hakem Kurulu'ndan istişari mütalaa isteme zorunluluğu getiriliyor. Bunu yanında hak grevi, dayanışma grevi, genel grev yasaklarına devam ediyor.
Tasarı ile, sendika üyeliğinde noter koşulunun kaldırılıyor ancak, sendikaların toplu iş sözleşmesi yetkisine ilişkin prosedürün özüne dokunmuyor.
Tasarıda iyi bir şey yok mu elbette var. Özellikle işyeri sendika temsilcilerin güvencesini arttıran haksız işten çıkarmada işe iadeyi getiren düzenlemeler olumludur.
Yirmisekiz olan işkolu sayısının azaltılması, işkolunda güçlü sendikaların ortaya çıkması olumludur. Ancak tasarıda yapılan düzenlemenin teklif sahibi iktidar partili milletvekilleri tarafından bir takım kaygılarla ILO standartlarına aykırı bir tasnif yapıldığı açıktır.
Açık olan bir şey vardır, kanun tasarısı ile yapılmak istenen değişiklikler ne sendikaların ihtiyaçlarını karşılamaktadır, nede ILO standartlarını.
Bu tasarı bu haliyle ne bir reformdur, ne de sendikal örgütlenmenin önündeki engelleri kaldıran, toplu sözleşme hakkını kolaylaştıran, grev kapsamını genişleten bir tasarıdır.
Eğer 2821 ve 2822 sayılı yasalarda bir değişiklik yapılacaksa, bu Türkiye'de sendikal özgürlüğün kapılarını açmalı, toplu iş sözleşmesi ve grev ve lokavt prosedürünü gerçekten çağdaş ve demokratik ülkeler seviyesine getiren bir nitelikte olmalıdır.

219 GÜNDÜR Esenyurt belediyesinde işten atılmalara karşı mücadele eden sendika üyelerimize yeni sendikalı olmak isteyen işçileri esenyurt belediye başkanı işten atmaya devam ediyor.
Sendika Şubemizin işyeri temsilcilerine sendikamızın verdiği 1 günlük eğitim otelde yapıldı.
Esenyurtta 28 Martta tekelde 1 Nisanda eylem yapıldı. Bugüne kadar yapılan eylemlerde eylemlere katıldığımızda yada eylemlere katılmak için çağrılar yapıldığında eyleme katılanlar ile eylemlere gelenlerde görevlerini yapılmış olarak görülür.
GÜVENCESİZLEŞTİRMEYE İŞTEN ÇİKARMALARA DÜŞÜK ÜÇRET POLITIKALARINA KARŞİ ÖRGÜTLEN MÜCADELETİ YÜKSELT BİRLEŞMEK İÇİN HAYDİ 1 MAYISTA TAKSİME...








