
Basın:Bizim Kocaeli:Neden Belediye-İş
Yönetenlerin sendikalara müdahalesi, nedenleri ve bu müdahaleye top yekün bir karşı duruş gerektiği, dolayısıyla Kocaeli Büyükşehir Belediyesi işçisinin bu süreci böyle ele almak zorunluluğu üzerine yazdığım köşe yazıma bazı eleştiriler almaktayım. Bu eleştiriler konuyu derinleştirmek açısından benim için bulunmaz fırsat. Önce okurlara eleştirilerden bahsedeyim.
Nuray ÖZTÜRK 2009-07-17
Bizim Kocaeli
Yönetenlerin sendikalara müdahalesi, nedenleri ve bu müdahaleye top yekün bir karşı duruş gerektiği, dolayısıyla Kocaeli Büyükşehir Belediyesi işçisinin bu süreci böyle ele almak zorunluluğu üzerine yazdığım köşe yazıma bazı eleştiriler almaktayım. Bu eleştiriler konuyu derinleştirmek açısından benim için bulunmaz fırsat. Önce okurlara eleştirilerden bahsedeyim.
Yönetenlerin veya işverenlerin işçi haklarına, karşı mücadelenin; Büyükşehir Belediyesi yöneticileri tarafından örgütlenme sağlayan Hizmet-İş Sendikası’yla olmayacağını belirtmiş, işçi hak gaspları veya kazanımlarında Hizmet-İş’in mücadele birikimi, işveren yanlısı tutumu, uzlaşmacı çizgisi, hak gasplarına karşı eylemlilikler yerine piknik yapmayı tercih eden sendikal yapısının buna izin vermeyeceğini yazmıştım. Bu düşüncemi somutlamak içinde çok ciddi örnekler vermeye gerek görmeden Hizmet-İş Sendikası’nın Marmara Temsilciler Kurulu toplantısında geçen konuşmalardan örnekler vermiştim. Ayrıca sendika değişikliğine karşı mücadelenin kiralık işçi yasasına karşı mücadeleyle birleştirilmesi gerektiğini de dile getirmiştim. Ancak araştırmamakla, dinlememekle ve Salim Uslu’yu anlamamakla eleştirildim. Bu arada kiralık işçi yasasını bile veto ettirenin Hak-İş Başkanı Salim Uslu olduğunu öğrendim!
Önce bu tarz eleştiri yapanların 3 Haziran tarihli Bizim Kocaeli Gazetesi’ni bir kez daha okumasını istiyorum. Orada Salim Uslu ve Mustafa Arslan’ın konuşmalarının büyük çoğunluğu yer alıyor. Ardından habere konu olan toplantı sonrası yazdığım ‘Dinime küfreden…’ başlıklı köşe yazısını da tabi…
Gelelim çalışma yaşamını kuralsızlaştıran kiralık işçi meselesi ve buna karşı örgütlü duruşta tercih edilecek mücadeleci sendikalar meselesine yani asıl eleştiri konusu olan meseleye;
Kölelik düzenini getirecek 5920 sayılı İş Kanunu, İşsizlik Sigortası Kanunu ve Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu Hizmet-İş Sendikası eski Genel Başkanı Hüseyin Tanrıverdi’nin de içinde olduğu, hatta yerel yönetimlerden sorumlu genel başkan yardımcısı olduğu AKP hükümeti çıkardı. Şimdi ‘AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Tanrıverdi eski sendikacıydı, bugün yaptıkları ve bulunduğu siyasi parti bizi bağlamaz’ diye düşünebilirsiniz. Öyleyse Hizmet-İş Sendikası Kocaeli Şube binasında asılı olan o fotoğrafa bu sendikanın, sendikacıların bir cevabı olmalı. İşçiye ihanet olan bu yasanın mimarları arasında yer alan bir zatın fotoğrafı hala ‘onur üyemiz, kurucu üyemiz’ diye şubelerde asılı duruyorsa, bu ihanete onay veriliyor demektir.
Kiralık işçi yasasını veto ettirmiş gibi gösterilmeye çalışılan Hak-İş Başkanı Salim Uslu’nun Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu ve DİSK Başkanı Süleyman Çelebi ile cumhurbaşkanına çıkması bu ihaneti hafifletmez. Sadece birilerinin görmemesi için üstünü örtmeye yarar. Üstelik yasa onaylandıktan sonra gösterilen bu tepki tabandan gelen işçi eylemliliklerinin zorladığı bir davranış biçimidir.
Bu nedenle meclisten geçirildikten sonra göstermelik tepkiler, uzlaşma, pazarlık diye yapılan satışlar sendika ağalarının onurunu kurtaramaz ne yazık ki. Meclis gündemine gelmiş olması bile başlı başına bir sorun iken ses çıkarmayanların, cumhurbaşkanının onayına sunulduğunda tepki göstermeye başlaması traji komiktir. Üstelik bizim ülkemizde cumhurbaşkanının vetosu ikinciden sonra bir işe yaramamaktadır. Ayrıca yasayı çıkaranda, onaylayanda, veto edende AKP’lidir. AKP böylesi bir yasanın çalışma yaşamına işçi ve emekçilere neye mal olacağını hesaplayamamış mıdır ki son anda veto etmiştir!
İşçi ve sendikaları gücünü örgütlü duruşundan alır, eylem ve etkinliklerinden; dolayısıyla biz bu yasanın çıkmasını istemiyoruz demek için ‘görüşmek’ gereklidir ama yeterli değildir. Görüşmenin öncesi ve sonrasında yapılacak her türlü eylem ve etkinlik, işçi açısından bakıldığında kazanımla sonuçlanmasının tek koşuludur. Bunun için sendikalar ve bağlı oldukları konfederasyonlar, işçiye konuyla ilgili bilgi vermeli, sakıncalarını anlatmalı, komiteler oluşturarak örgütsüz iş yerlerindeki işçileri de aydınlatmalıdır. Sonrasında ise işçi bu yasayı çıkarmaya kalkanlara koltuğundan olacağını göstermelidir. Bütün bunlar yapılmamışken, bu övünmek niyedir.
1475 sayılı iş kanununda değişiklikler yapılırken, bilim adamları, aydınlar, çeşitli siyasi partiler ve bazı sendikalar bas bas bağırmıştı. İşçi ve emekçileri bekleyen tehlikelerden, esnek çalışmanın çalışma yaşamını kuralsızlaştıracağından, ödünç işçilik maddesinin işçi ve emekçiye neye mal olacağından söz etmişti. Daha sonra bu yasayı hazırlayan Bilim Kurulu’nda Hak-iş, Türk-İş ve DİSK’i 3 kişinin temsil ettiği ve zaten ön protokolle Bilim Kurulu’nun hazırlayacağı her şeyi kabul ettikleri ortaya çıkmıştı. Bu süre içersinde Türk-İş ve DİSK içerisinde yer alan Tek Gıda-İş, Liman-İş, Teksif, Petrol-İş, Birleşik Metal-İş, Haber-İş , Tes-İş , Tümtis, Lastik-İş gibi sendikalardan, sendikacılardan ve genel olarak işçilerden tepki gelmişti.
Hak-İş’e bağlı sendikalar ise hiç sesini çıkarmamıştı. Ve sonuç ortada. Esnek çalışma yasallaştı.
Bütün bunlar 2001 ve sonrasında oldu.
Bugün ise temeli 2001’de atılan kölelik yasasını tartışıyoruz. Cumhurbaşkanına çıktı diye konfederasyonların başında duran sendika ağalarını savunuyoruz. Oysa o günlerde, ‘bilim kurulundan ayrılın, esnek çalışmaya hayır’ diye bağıran işçileri göz ardı edenlerdir bugün kiralık işçi yasasının bu kadar kolay meclisten geçmesine sebep olanlar.
Sendikal bürokrasiyi tartışırken konfederasyon gözetmeksizin tartışmak gerekir ancak tepelerdeki sendika ağalarına rağmen taban hala mücadele unsurlarını barındırıyorsa, hala sınıf sendikacılığında ısrar eden namuslu sendikacılar varsa buradan tutmak gerektiği kaçınılmaz. Dolayısıyla bir önceki yazımda dile getirdiğim şey de tamda budur. Yönetenlerin baskısıyla yaşanan sendika değişikliği bu nedenle işçi yararına olmayacaktır. Bu nedenle hangi konfederasyon yada hangi sendika olursa olsun işverenle ve onun konumundaki işveren sendikalarıyla işbirliği halinde olan tüm sendikalar ve sendika ağaları mahkum edilmelidir. En kötü sendika bile sendikasızlıktan iyidir ancak bugün Büyükşehir Belediye işçisi bir seçim yapacaksa bunun Hizmet-İş olmaması gerektiği hem örgütlenme biçiminden hem de saldırılara karşı duruşundan dolayı gayet açıktır.
http://www.bizimkocaeli.com.tr/NurayOZTURK/1811/NedenBelediyeIs.html

219 GÜNDÜR Esenyurt belediyesinde işten atılmalara karşı mücadele eden sendika üyelerimize yeni sendikalı olmak isteyen işçileri esenyurt belediye başkanı işten atmaya devam ediyor.
Sendika Şubemizin işyeri temsilcilerine sendikamızın verdiği 1 günlük eğitim otelde yapıldı.
Esenyurtta 28 Martta tekelde 1 Nisanda eylem yapıldı. Bugüne kadar yapılan eylemlerde eylemlere katıldığımızda yada eylemlere katılmak için çağrılar yapıldığında eyleme katılanlar ile eylemlere gelenlerde görevlerini yapılmış olarak görülür.
GÜVENCESİZLEŞTİRMEYE İŞTEN ÇİKARMALARA DÜŞÜK ÜÇRET POLITIKALARINA KARŞİ ÖRGÜTLEN MÜCADELETİ YÜKSELT BİRLEŞMEK İÇİN HAYDİ 1 MAYISTA TAKSİME...








