
SENDİKAL KORPARATİZM VE ÇİN-VİETNAM ÇALIŞMA REJİMİ
2821 ve 2822 Sayılı Sendikalar Yasası Taslağı Üzerine, Kapitalizmin her yeniden yapılanma dönemi, yeni çalışma rejimiyle kendini dışa vurur. Çalışma rejimlerinin özü sınıfı kontrol etme, onu boyunduruk altına alma ve örgütlülüğünü dağıtmaya dayanır.
Temel amaç, kar oranlarını artırmak ve sınıfı sistemin rektifikasyon aracına dönüştürmektir. Özünde iş yasaları bir çalışma rejimi mevzuatıdır. Bu yasaların içinde yer alan sendikalar yasası ise sınıfın örgütlülüğünü kontrol altına almak olarak değerlendirilebilir. Bugün üzerinde tartışılan 2821 ve 2822 sayılı sendikalar yasası da bu paralelde bir içeriğe sahiptir. Kökü 24 Ocak kararlarına ve 12 Eylül faşist darbesine dayanmaktadır. 24 Ocak kararları ve 12 Eylül darbesi, faşist diktatörlüğün bir anlamda ekonomi-politiğidir. Bu ekonomi-politiğin özü, sistematik bir karşı devrim olan neo-liberalizmdir.
1970’lerin ortasında başlayan kapitalist krizin periferideki yansıması olan bu gelişmelerle işçi sınıfının ekonomik, demokratik ve siyasal örgütlülüğünün dağıtılması, sınıfa karşı konsantre bir zorun uygulanması ve uzun vadede devrimci kimyasının bozulması amaçlandı. Diktatörlüğün çıkardığı iş yasaları buna hizmet etti. 2821 ve 2822 sendikalar yasası da, zaten son derece örgütsüz olan işçi sınıfının sendikal bürokrasi ve korparatist ilişkilerle kontrol edilmesini hedefledi. Grevlere fiili yasaklamalar getirildi. Sendikal örgütlülüklerin önünde işletme barajı ve işkolu barajı gibi, muazzam engeller oluşturuldu. Bir sendikasızlaştırma taktiği olarak sendikal üyeliğe noter onayı şart koşuldu. Sendikal bürokrasiye maddi olanaklar sağlayan düzenlemeler yapıldı. Ve bu anti-sendikal içerikler 12 Eylül faşist rejiminin bir meşruiyet kaynağı olarak ortaya koyduğu 1982 Anayasa’sında yer buldu.
Bugün AKP hükümetinin gündeme getirdiği sendikal yasalardaki değişiklik tartışmaları, kapitalist krizin depresif aşamaya dönüştüğü ve T.C.’nin yeni jeo-politiğe ve jeo-stratejiye uygun roller üstlenmeye çalıştığı döneme rastlaması şaşırtıcı değildir. Çünkü bu süreç bir yandan yeni çalışma rejiminin zeminlerini yaratmakta, öte yandan yeni toplum-devlet ilişkisine biçim vermektedir.
T.C. neo-Osmanlıcılıkla, yani BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) artı Çin çalışma rejimiyle bölgede yeniden konumlanıyor. Tayyip Erdoğan “Avrupa’nın Çin’i olacağız” derken, aslında AB’nin ucuz işgücü cenneti ve pazarı olacağız demektedir. Bunun anlamı Çin çalışma rejimidir ve bu rejim köle işçiliğe ve beleş ücrete dayanmaktadır.
Türkiye işçi sınıfının sendikal örgütlülük oranı % 10’un altındadır. Sendikal yapılara da bürokrasi ve korparatizm hakimdir. Sermaye yeni yasayla bu örgütlülüğü bile, parçalamak istemektedir. Hazırlanan taslakta aidatların kaynaktan kesilmesi (Check-Off) uygulamasının kaldırılması, sendika yöneticilerinin ücret ve sosyal haklarına devletin belirlediği bir tavanın getirilmesi ve işkolu barajının % 2’ye indirilmesi düşünülüyor. Sendikalar özellikle Check-Off uygulamasına karşı reaksiyon verdiler. Benzer reaksiyonun sendika yöneticilerinin ücret ve sosyal haklarına tavan konulmasında da gerçekleşmesi muhtemeldir.
AKP hükümeti bir taraftan ILO normlarına ve Avrupa Sosyal Şartı’na uygun düzenlemeler yapıyor gibi görünse de, özünde 12 Eylül rejiminin ürünü olan (iş yasalarında ve) sendikal yasalara ilişkin somut hiçbir şey yapmamaktadır. Aslında sendikal bürokrasiyi sıkıştırarak korparatist ilişkilerin daha da kökleşmesi doğrultusunda adımlar atmaktadır. Çünkü her şeyden önce sorun Anayasal içerikte bir sorundur. Eğer Anayasal bir değişiklik (bu kamu çalışanlarının grev ve toplusözleşme haklarını da içermektedir) yapılmadan 2821 ve 2822 sayılı sendikal yasalardaki değişiklikler en fazla palyatif içerikte olacaktır. AB ile T.C. ilişkilerindeki bir makyaj yenilemenin yansıması niteliğindedir.
Türkiye işçi sınıfı sistematik güvencesizleştirme, işsizlik ve açlık tehdidi altındadır. Kriz sonrasında 1 milyona yakın işçi işinden atılmıştır. Bir taraftan Çin çalışma rejiminin acımasızca hayata geçirildiği koşullarda, öze dokunmadan sendikal yasalarda yapılacak düzenlemelerin hiçbir anlamı yoktur. Bunlar aslında Çin çalışma rejimini meşrulaştırıcı, sendikal korparatizmi derinleştirici adımlardır. Sendikal yapıları giderek personel müdürü gibi işlevlendiren, sınıfa yabancılaşmış, bir sınıf örgütü karakterini yozlaştırarak, onu bir meslek örgütüne indirgeyen uygulamalardır. Çünkü her çalışma rejiminin inşası önce sınıfın örgütlülüğünün dağıtılmasına, atomize olmasına, şekilsizleşmesine, moral değerlerini kaybetmesine dayanır. Bunun üzerinden Salazar faşizminin korparatist karakterine uygun, devlet-sermaye-sendika arasındaki organik ilişkisi yaratılabilir. Düzenlemeler de aslında bu içeriğe sahiptir. T.C. Avrupa’nın Çin’i olurken, sınıfa dayattığı Çin veya Vietnam çalışma rejimidir. Böylece işçi sınıfı yalnız, güçsüz, parçalanmış ve piyasanın yıkıcılığı karşısında hayırsever kapitalizmin tutsağı olmuş bir yığına dönüştürülmek isteniyor. İşçi sınıfı krizin yıkıcı etkilerine ve buna bağlı gelişen karşı devrimci saldırılara karşı birliğini yaratması ve bağımsız bir güç olarak devreye girmesi acil bir ihtiyaçtır. Her fabrika, her atölye, her işyerinin birliğin ve mücadelenin mayalandığı yerler olduğu unutulmamalıdır.
VOLKAN YARAŞIR
Belediye-İş Sendikası İstanbul İki Nolu Şube Başkanlığı.
www.bisenikinolusube.com

219 GÜNDÜR Esenyurt belediyesinde işten atılmalara karşı mücadele eden sendika üyelerimize yeni sendikalı olmak isteyen işçileri esenyurt belediye başkanı işten atmaya devam ediyor.
Sendika Şubemizin işyeri temsilcilerine sendikamızın verdiği 1 günlük eğitim otelde yapıldı.
Esenyurtta 28 Martta tekelde 1 Nisanda eylem yapıldı. Bugüne kadar yapılan eylemlerde eylemlere katıldığımızda yada eylemlere katılmak için çağrılar yapıldığında eyleme katılanlar ile eylemlere gelenlerde görevlerini yapılmış olarak görülür.
GÜVENCESİZLEŞTİRMEYE İŞTEN ÇİKARMALARA DÜŞÜK ÜÇRET POLITIKALARINA KARŞİ ÖRGÜTLEN MÜCADELETİ YÜKSELT BİRLEŞMEK İÇİN HAYDİ 1 MAYISTA TAKSİME...







