
BASINA VE KAMUOYUNA
Bugün işçi sınıfı hareketindeki iç tartışmalar, bize, 90’lı yıllardaki süreci hatırlatıyor. Sanki senaryo aynı, ama oyuncular farklı... Mücadelenin yükseldiği dönemde iç tartışmalar artıyor! Oysa bölünmüşlük ve ayrı ayrı mücadelelerin kazandırmadığı hepimiz görmekteyiz. Bu tutum, sınıfın mücadele azmini zayıflatır, sermayenin ve işverenlerin işini kolaylaştırır.
Peki, bu tartışmalar neden yapılmaktadır?
Bugün sendikal hareket bir tıkanıklık yaşıyor. Bu tıkanıklığın aşılması için yürütülen tartışmalar sendikal bürokrasi ile sermaye çevresini rahatsız etmeye başladı. Bu rahatsızlığın sonucu olarak da harekete geçen sendikal bürokrasi, saldırıların ve saldırılar karşısındaki mücadelenin üstünü örtüyor ve ortaya çıkan yanlışlıklarını tartışmaları iç tartışmalara çevirerek gözlerden ırak tutmaya ya da kimi direnişlerde yaşanan eksiklikleri kullanmaya çalışıyor.
Yaşanan tartışmalarda sendikal ve grup çıkarları yerine sınıfın çıkarı her şeyin üstünde tutulmalıdır. Yapılan eleştiriler, sınıf mücadelesine katkı sunan nitelikte olmalıdır. Aksi tavırlarda bulunmak, bu alanda mücadele edenleri ayrıştırmaya hizmet eder. Bundan uzak durmak gerek! Kaldı ki bir tartışma varsa, bunun sendikal rekabet haline getirilerek tartışılması yerine saldırılara karşı mücadelenin ortaklaştırılması bugün daha önemlidir.
Bu tartışmalar, insanları “tüm sendikalar aynı” anlayışını doğurur ve bu da yeni umutların ve çıkışların önünü keser. Ve yine bu anlayış kendi alternatifinin olmadığını söyler, bu nedenle “iyinin kötüsü” seçeneğini bize dayatır. Oysa alternatif sahibi olduğunu iddia eden bizlerin, buna asla evet demeyeceğimiz bilinmelidir.
Sendikal hareketteki sarı bürokrat sendikacılığa yönelik tartışmalar sürerken, başta DİSK olmak üzere bazıları, kendisinin farklı olduğunu ileri sürerek bundan kendileri için olumlu bir sonuç çıkarmak istemekteler. Üstelik bunu yaparken de esas sarı bürokrat sendikacılara değil, aksine sınıfın ilericilerine yönelmektedirler.
Bu sürecin bir ayağını da bugün Esenyurt belediyesinde yaşamaktayız. Esenyurt belediyesine dair söz söylenirken bu süreçteki emeğe ve verilen mücadelenin değerine biraz olsun saygı göstermeliyiz. Eksiklikler konuşulur ama mücadeleyi yok saymak hakkını kimsede kullanmamalıdır.
Peki Esenyurt’ta neler oldu neler yapıldı?
Bizler Belediye-İş Sendikası 2 No’lu Şube olarak 17 Ağustos’ta, Esenyurt belediyesinde 3 işçi arkadaşımızın işten atılmasının ardından direnişe geçtik.
Esenyurt belediyesi 29 Mart 2009’da ilçe olmuş ve sendikamız üyeleri de burada 22 Haziran’da işbaşı yapmışlardı. Bazı tarih ve rakamlara dikkatinizi çekmek istiyoruz. Üyelerimiz, bu ilçeye gelir gelmez sendikamızdan istifaya zorlandılar. Üyelerimizin Esenyurt’a gelişleri ile işten atılmaları arasında yaklaşık 60 gün bulunmaktadır. Bu zaman içinde üyelerimizin yerleri değiştirildi, tehdit edildiler. Burada herhangi bir yetkili sendika olmadığından sendika olarak bu baskılara karşı biz harekete ettik. Bunun üzerine Esenyurt’taki belediye yönetimi saldırılarını artırdı.
Genel-İş Sendikası üyeleri de bu ilçeye Kıraç’tan gelmişlerdi. Gelenlerden bazıları, bizim üyelerimizin yaşadıklarına benzer şeyler yaşamış ve işten atılmışlardı. Bu durumu kamuoyuna biz duyurduk ve bu çabamız da gerekçe gösterilerek 3 işçimiz, 17 Ağustos’ta atıldı.
Tarih önemli, çünkü Genel-İş’in söylediği şeyler doğru değil! Bize “yetkili sendika olmamız için 3-5 kişi lazım” dedikleri sırada biz işverenle işten çıkarılan işçilerimizin ve sürgünlerin mücadelesini veriyorduk. Kaldı ki böyle bir mücadele sürerken, bugün yapılan gibi iç tartışmalar hep kaybettirmiştir. İtirazımız bunadır dün olduğu gibi bugün de buna itiraz ediyoruz.
Esenyurt’ta; Belediye-İş üyesi 38, Genel-İş üyesi 102 ve sendikasız da 92 işçi olmak üzere toplam 232 işçi vardı. Neden bizim üyelerimiz işten atıldı? Neden Kıraç’tan gelen Genel-İş üyesi işçilerden de atılanlar olmasına rağmen Genel-İş hiç ilgilenmedi bu işçilerle? Buna rağmen Genel-İş’in, işçilerin işten atılmasından bizi sorumlu tutması, bizi “ihanetçi” olarak gördükleri gibi bir sonuç yaratır. Ki “ihanetçi” olup olmadığımızı da işten atılan ve bugün çalışan Genel-İş üyesi dahil tüm işçilere sorup, cevabı onlardan almalıyız. Asıl Genel-İş’e istifaların nedeninin sorulması gerek!
Genel-İş Sendikası’nın, bize “3-5 kişi lazım” demesinin esas nedeni; işçileri sürü gibi gören, ama işçilere saldırıları görmeyip bunun için lazım olan direniş örmeyen, dayanışmada ve birlikte mücadelede yer almayan, yalnızca sendikaları için “adam” örgütlemeye çalışan bir anlayışla sendikal mücadeleye bakmalarıdır.
Biz sendikal mücadeleye, sendikal rekabet olarak bakmıyoruz. Esenyurt’ta mücadeleye böyle bakmadığımızı açıktır. Bizim sendikal harekete dair genel bir yaklaşımımızın olduğunu bütün dostlarımız bilir. Özellikle Türk-İş içindeki sarı ve gerici anlayışlara karşı mücadele ederken, bunu her yerde o sendikanın içinde bile olsak gücümüz oranında yaparken, onları eleştirirken; içinde bu tür anlayışlara sahip olan Hak-İş’e, DİSK’e, hatta KESK’e karşı da hiç tereddüt etmeden bu mücadeleyi yürüteceğimizi herkes bilmelidir. Bunun için kimseden izin almadık, almayız da. Çünkü biz sendikacılığı hobi olarak değil, sınıfın mücadele aracı olarak görüyor, buna göre mücadeleyi esas alıyoruz.
Bu yüzden de mücadele edenlerle birlikte yürürüz. Bunu 14 Mart’ta, 6 Nisan’da, 1 Mayıslarda, 28 Şubat’ta, direnişlerde, toplu iş sözleşmelerinde, yani gücümüzün yettiği her alanda yaptık/yalpaya da devam ediyoruz!
Peki sizce, TEKEL’de de gördüğümüz gibi mücadelede edenlerin yanında onlarla birlikte durmayan ve mücadelenin olumsuz gidişatının sorumlusu sadece Türk-İş mi? Hayır! Bunun sorumlusu aynı zaman da DİSK’tir, KESK’tir. Ve adına sendika diyemediğimiz ve saymadığımız diğer sendikalardır.
Peki, nasıl olur da, böyle düşünmemize rağmen Genel-İş’in iddia ettiği gibi, DİSK’e hayır, Hak-İş’e evet deriz! Bu benzetmeyi yapanlar siyaset fukarasıdırlar. Bunu iddia edenlerin tek amacı rekabettir. Tartışma yaratmaktır. Biz bu tartışmada olmayacağız. Çünkü biz sendikalar arası rekabeti rezalet olarak görüyoruz. Bunun sınıfın birliğini bozduğunu düşünüyoruz. Sınıfın olduğu her yerde mücadeleyi esas alarak çalıştığı ve mücadele ettiği sürece sendikalar arasında fark gözetmiyoruz. Bu rezalete düşmemek için taraflılığı sendikalar üzerinden yapmayız.
Ama Genel-İş, buna sırtını dönerek DİSK’in sınıfa hiç ihanet etmediğini söylüyor. Bu Genel-İş ile aramızdaki temel farktır. Bu, sınıf mücadelesinde durulan yeri gösterir. Bizim fabrikalar bizim işyerleri, bizim diyen anlayışla aynı düşünemeyiz. Ama bunu söylerken de DİSK içinde sınıftan yana olanlarla birlikte çalışmayız gibi bakmıyoruz. Türk-İş içinde bulunan ve mücadele edenlerle nasıl birlikte yürüyorsak, DİSK ya da KESK içinde de mücadele edenlerle birlikte yürürüz. Bugün sınıftan yana olan dostların tutumunu Genel-İş 2 No’lu Şubedekilerle aynı görmedik, görmüyoruz da! Ama Genel-İş 2 No’lu gibi düşünüyor ve sınıfa buradan bakıyorlarsa, buna da karşı aynı şeyleri söyleyeceğimizi bilmelidirler. Tercihi kimin nerede olmak istediğine bırakıyoruz.
Genel-İş’in görüşmekten kaçındığımızı söylemesine rağmen biz, bu, Genel-İş’in adını sonradan öğrendiğimiz 2 No’lu Şubesinin başkan ve yönetimi ile 3-4 kez görüştük. Tek bir şey önerdik arkadaşlara, “Genel-İş 2 No’lu olarak siz mücadeleyi esas almadığınız için Esenyurt belediyesindeki saldırılara karşı durmuyorsunuz. İşten atılan işçilere dair durduğunuz ve yaptıklarınız bunun göstergesidir. Bu nedenle bu süreçten çekilmenizi öneriyoruz” dedik. Çünkü saldırının başladığı günden itibaren geçen döneme bakarsanız, Genel-İş şubesinin bu sürecin neresinde olduğunu görürsünüz.
Belki biz iyi sendikacı değiliz, belki sadece kendimizi kahraman yapmak istediğimiz için bu sürece girdik! Peki, sizler, kendilerini sınıfın dostları ve mücadelecileri olarak ilan edenler, neden 300 gün boyunca işçiler mücadele yürütürken bu sürece katkı sunmayı düşünmediniz? Belki biz görmeyebiliriz ya da demokratik kamuoyunu yanıltmaya çalışabiliriz de, ama siz demokratik bir sendika şubesi olarak Esenyurt’ta bulunan basına ve kurumlara söyleyeceklerinizi söyleyebilirdiniz! Ne oldu da 300 gün sonra birden bizim yanlışlarımız aklınıza geldi? Oysa basın açıklamalarımızda size defalarca çağrıda bulunduk. Bugün bizim tutumumuzun 68 işçiyi işten attı diyen Genel-İş Şubesinin söylediklerini, işverenler de söylüyor. Diyorlar ki, “siz olmasaydınız sorun yoktu, burada sendika vardı zaten” diyorlardı.
Buradan sınıftan yana olan, mücadelede yeri belli olan demokratik kamuoyuna ve bize her yere sandık kuralım çağrısı yapan Genel-İş’e bir çağrımız var: Gidin gerçekleri Esenyurtta bulunan demokratik kitle örgütleri ile konuşun. İşçilerden ve demokratik kitle örgütlerinden bizim orada gerçekten neler yaptığımıza dair gerekli cevabın alınacağını düşünüyoruz. Bizimle görüşmek isteyenlerin her yerde ve alanda görüşeceğimizi bilinmesini isteriz. Ancak aynı zaman da “300 gündür nerdeydiniz, ne yaptınız” sorusuna bir cevap da isteriz.
Bugün Esenyurt belediyesindeki direnişimizi kaldırdık ve bir görüşme başlattık. Sayın Genel-İş sendikası, görüşmelerin olumlu ilerlediği bu yerde, bu kritik süreçte çalışma yürütmemenin ahlaki bir zorunluluk olduğunu eminiz siz de biliyorsunuzdur. Direnişin sonucunu geriye düşürecek noktadan uzak durunuz. Olumsuz sonuçların hesabını bizler vermeye hazırız. Sınıfa dair bir kaygınız varsa, bunun için çabalayın öncelikle. İşçilerin direnişinden olumlu sonuç almak için bu sürece ihtiyaç var. Eğer siz de bir sendika olarak bu süreçte çalışma yürütürseniz, ki direnişe ara verir vermez üye yapma çalışmalarına giriştiniz, bu işçilerin direnişin olumlu sonuçlanmasını çok zorlaştıracaktır.
Biz “kazandık, her şey çok güzel oluyor” gibi bir açıklama yapmadık, yapmıyoruz da! Kamuoyuna yaptığımız açıklamada neler söylediğimiz zaten ortadadır. Üstelik 300 gündür yaşadıklarımızı Esenyurt’taki demokratik kamuoyu da takip ediyordu, onları yanıltıp yanıltmadığımız açıktır ve gidip onlara sorun! Bir de “direniş sürdüğü için şimdiye kadar eleştirilerinizi söylemediğinizi” belirtirkenki hassasiyetinizi, direniş boyunca ve şimdiki bu kritik süreçte gösterseydiniz; daha iyi sonuç alınırdı!
İhanet nedir? Esenyurtta 300 gün boyunca her gün işverenlere, türlü saldırılara karşı mücadele etmek mi yoksa mücadelenin hiçbir yerinde olmamak hatta mücadelenin başarısızlığı için elini ovuşturmak mıdır? Biz buradaki mücadeleyi kaybedebiliriz de, ama unutmayın asla teslim olmayız! Bunun da ihanet olup olmadığını işçilere sorarsanız, size gereken cevabı verirler. Ayrıca böylesi söylemler kullanılırken herkes biraz dikkat etmelidir üslubuna!
Sonuç olarak 300 gün süren direnişin bugün geldiği noktaya dair söylenecekleri duymak, görmek ya da tartışmak gibi her yaklaşımı olumlu buluyor, bunun bundan sonrasına katkı sunacağına inanıyoruz. Bu açıklamayı da Esenyurt’taki işçiler ve Esenyurt’taki kamuoyu ile birlikte yapmaya her yerde hazırız. Şunu da buradan belirtelim: Bu süreçte pay sahibi olan Genel-İş 2 No’lu Şubeyle yaşadığımız problemin, sendikanın bölgesel yönetimi ile birlikte sahiplenilmesini bize karşı sendikal rekabet olarak görüyoruz. Oysa biz arkadaşlardan bu duruma ilişkin bizim neler söylediklerimizi dikkate almalarını isterdik. Ancak bu bir tercih sorunu, buna karşı bizim söylediklerimiz esasta yazı içinde mevcuttur. Bunun dışındaki herhangi bir tartışmanın tarafı ya da yandaşı olmayacağımızın bilinmesini istiyoruz.
Basın ve kamuoyuna duyurulur.
21.06.2010
Belediye-İş Sendikası İstanbul İki Nolu Şube Başkanlığı
Bilgi:
Şube Başkanı: Hasan Gülüm
Web : www.bisenikinolusube.com
İletişim :
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Belediye-İş Sendikası İstanbul İki Nolu Şube Başkanlığı

219 GÜNDÜR Esenyurt belediyesinde işten atılmalara karşı mücadele eden sendika üyelerimize yeni sendikalı olmak isteyen işçileri esenyurt belediye başkanı işten atmaya devam ediyor.
Sendika Şubemizin işyeri temsilcilerine sendikamızın verdiği 1 günlük eğitim otelde yapıldı.
Esenyurtta 28 Martta tekelde 1 Nisanda eylem yapıldı. Bugüne kadar yapılan eylemlerde eylemlere katıldığımızda yada eylemlere katılmak için çağrılar yapıldığında eyleme katılanlar ile eylemlere gelenlerde görevlerini yapılmış olarak görülür.
GÜVENCESİZLEŞTİRMEYE İŞTEN ÇİKARMALARA DÜŞÜK ÜÇRET POLITIKALARINA KARŞİ ÖRGÜTLEN MÜCADELETİ YÜKSELT BİRLEŞMEK İÇİN HAYDİ 1 MAYISTA TAKSİME...








