
ASGARİ ÜCRET
İşçi sınıfı için en önemli süreçlerden biri asgari ücretin belirlenme sürecidir. Çünkü asgari ücret sadece, asgari ücretle çalışacakları ilgilendirmiyor. Kayıt dışı çalışanları, asgari ücretin durumuna göre ücretlerinin düzeyi belirlenen tüm işçileri doğrudan etkiliyor, asgari ücretin düzeyi... Böylesi geniş etkisi nedeniyle asgari ücret en büyük toplusözleşme rolü oynuyor. Bu nedenle işçi sınıfı için hayati önem taşıyor.
Yasalar da bile, asgari ücretin tanımı ve işlevine dair çok önemli vurgular yer alıyor. İş Yasası çerçevesinde çıkarılan Asgari Ücret Yönetmeliği asgari ücreti şöyle tanımlıyor: “İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret...”
Asgari ücretlere ilişkin uluslararası yasal düzenlemeler de “aşırı düşük ücretlere karşı koruma” amacı ön plandadır. Ülkemizde de asgari ücreti yasal yoldan belirlemenin temelinde bu amacın bulunduğu iddia edilir. Özellikle niteliksiz işçilerin, yoğun işsizlik nedeniyle, işveren tarafından istismarını kısmen engellemeye yönelik bir önlem olma niteliğinden dem vurulur. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Anayasası’nın girişinde, “işçinin ve ailesinin
yalnızca geçimini temin eden ücret, insanca yaşamaya yeterli bir ücret değildir.
Halbuki işçinin insanca yaşaması için yeterli ücrete sahip olması gerekir” görüşüne
yer verilmektedir.
UYGULAMA TAMAMEN FARKLI
Asgari ücretin belirlenmesinde, ne yasalar ne de tamında yer alan kriterler dikkate alınıyor.
Asgari ücretin belirlenmesi çalışmalarında göz önünde tutulması gereken temel husus, çalışanların karşı karşıya bulundukları geçim koşulları olması gerekir. Ama ne yazık ki süreç böyle işlemiyor. İşçinin durumu yerine ülkenin içinde bulunduğu ekonomik duruma bakılıyor. Ve ülkenin içinde bulunduğu durum gerekçe gösterilerek asgari ücret çok düşük bir seviyede tutuluyor. 2010’da da asgari ücrete yapılacak zam, aynı mantık içerisinde hükümet ve işveren kesimlerinin mutabakatıyla belirlendi. Asgari ücret 2010 yılının ilk altı ayı için net 576,57 TL, Temmuz’dan itibaren ise 600 TL olarak belirlendi. 2011 yılı için ise ilk altı ay için yüzde 4 ikinci altı ay için de yüzde 4 rakamları telaffuz edilmektedir.
Peki bu rakamlar işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaya yeter mi? Sorunun cevabını bulabilmek için hemen konfederasyonumuz TÜRK-İŞ’in her ay düzenli olarak yaptığı “açlık ve yoksulluk sınırı” çalışmasına bakalım. 4 kişilik ailenin gıda harcamalarının yanı sıra kira, ulaşım, giyim, eğitim, kültür gibi temel ihtiyaçları için harcaması gereken asgari tutarı gösteren rakama yoksulluk sınırı deniyor. TÜRK-İŞ Ekim ayı yoksulluk sınırı olarak 2800 lira belirledi. Sadece mutfak masrafının içinde yer aldığı açlık sınırını ise 860 lira olarak açıkladı. Yani mevcut asgari ücret 2011 yılında öngörülen zam üzerine de katılsa, yoksulluk sınırı bir yana açlık sınırının bile altında kalmaktadır. Bu rakamla, işçinin beslenmesi, giyinmesi, kira ödemesi, elektrik-su-yakıt-ulaşım vb zorunlu giderlerini karşılayabilmesi mümkün değildir.
İŞÇİ SINIFI İÇİN ÖNEMİ VE
BELİRLENMESİNDEKİ ADALETSİZLİK
Ortalama ücret düzeyinin düşüklüğü, sendikalaşma ve toplu pazarlık kapsamının darlığı nedeniyle asgari ücret çok geniş bir işçi kesimini ilgilendiriyor.
Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre kayıtlı işçilerin yaklaşık yüzde 44'ü asgari ücretle çalışıyor. Ya da sosyal güvenlik primleri asgari ücret üzerinden ödeniyor. Bu haliyle asgari ücret miktarı sosyal güvenliğin finansmanında da önemli bir rol oynuyor.
Kayıtdışı çalışanların önemli bir bölümünü de çalışmaları karşılığı asgari ücret alıyor. Bu nedenledir ki asgari ücret “en büyük toplusözleşme” tanımını fazlasıyla hak ediyor. Yine bu nedenledir ki asgari ücretin belirlenme biçimi ve yöntemi büyük önem taşıyor. Fakat Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun yapısı “demokratik katılım ve temsil”den çok uzak. Komisyonda işçilerin 1/3 oranında temsil edilmesi ve katılımın sadece tek işçi konfederasyonu ile sınırlı tutulması "antidemokratik" yapının ilk göstergesi... Komisyondaki 15 üyeden sadece 5’i işçi konfederasyonu temsilcisi. Devletin en büyük işverenlerden biri olduğunu dikkate alınırsa, 15 üyeden hükümet ve işveren kesimini temsil eden 10'u aslında aynı taraf.
Sözde “üç taraf” var, gerçekte ise iki taraf. Bir tarafta hükümet ve patronlar adına bakanlık temsilcileri ve işveren sendikaları temsilcileri var; öte yanda ise işçiler adına Türk-İş temsilcisi. Yasaya bakarsanız; komisyonun bu bileşiminin nedeni şudur: Patronlarla işçilerin temsilcileri tartışacak, ortak bir karara varamazlarsa hükümet temsilcileri de “tarafsız üyeler” olarak, “adaletin işlerlik kazanmasını” sağlayacaklar!
Gerçekte olan şudur: Hükümet, iç ve dış sermaye çevrelerinin, asgari ücretin ne olmasını istediklerini dikkate alarak, bunu bütçeye koymaktadır. Sonra da komisyonu toplayıp, patronlarla cilveleşerek (sanki patronlar daha azını vermek istiyor da, hükmet bu kadar vicdansız olmayın demektedir!), asgari ücreti önceden amaçladığı gibi çıkarmakta, işçi temsilcisi olarak orada bulunan Türk-İş temsilcisi de bu karara “muhalefet şerhi” koymaktadır. Ancak bu muhalefet şerhinin de hiçbir kıymeti harbiyesi olmamaktadır.
PATRONLAR FARKINDALIĞI VE
BÖLGESEL ASGARİ ÜCRET
İşçi sınıfı açısından asgari ücret ne kadar önemliyse patronlar açısında da asgari ücretin düşük tutulması o kadar önemli.
Son yıllarda olanları hatırlamakta fayda var. Ekonomide yaşanan kriz bahane edilerek, ücretli çalışanlar fedakarlığa zorlandı. Sorumlusu olmadıkları politikaların faturasını ödemek durumunda kaldılar. Ancak ekonominin yeniden büyüme sürecinde yine çalışanlardan fedakarlık beklendi.
Son süreçte büyümelere imza atıldı. Verimlilik arttı. Türkiye’ye, tarihinin görmediği oranda doğrudan sermaye girdi. Ama aynı anda işsizlik, insanca yaşamaya izin vermeyen ücretler gündeme geldi. Bu tarz üretim hem verimliliğin hem de işsizliğin kaynağı. Büyüme, ihracat ve işsizliğin aynı anda artmasının arkasında verimlilik artışı var. Ucuz ithal girdi var. Ucuz ithal girdiyle rekabet için emeğin daha ucuza daha çok çalışması var.
Ucuz emek, ucuz ithal girdi maliyetleri düşürdü. Üretici köylünün ürün fiyatları düşürüldü. Tüm bunlar fiyatları düşük tuttu. Enflasyonu aşağıya çekti. Ama hayat hep pahalıydı. Çünkü ücret ve maaşlar enflasyon karşısında ezildi. Verimlilik ve rekabet adına ücretler reel anlamda hep düşük tutuldu.
Asgari ücret refah artışından pay alamadığı gibi hep düşük tutuldu. Rekabet adına patron örgütleri TİSK ve TÜSİAD’ın bahsettiği “Bölgesel Asgari Ücret” şimdi de hükümetin dilinden düşmüyor. Temel gıda ve tüketim maddelerinin fiyatları ülke genelinde bölgesel değilken, dillendirilen bölgesel asgari ücret nedendir? Zaten Türkiye’deki bölgeler arasında var olan gelir dağılımı adaletsizliğini daha da artırmasının dışında sınıfa ne getirebilir?
Patronlar kendi Çin’ini yaratmak istiyor. Ama unutulmamalıdır ki, bölgesel asgari ücretle birlikte bazı bölgelerdeki ücretler yukarıya çıkmayacak tam tersine bazı bölgelerde asgari ücret düşülecektir. Uygulanan net 600 TL asgari ücret Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, yüzde 40 oranında düşürülerek aşağıya çekilecektir. Bölgeler arası ev kiraları ve benzeri farklar gösterilerek... Sınıfı bölen ve yoksullaştıran bir bölgesel asgari ücret uygulaması ile aynı zamanda, diğer ücretlerde de bölgeler arası eşitsizlik yaratılacak. Patronlar asgari ücretin düşük tutulmasının kendileri açısından öneminin farkında...
HESAP OYUNU
AKP Hükümeti başa geldiği 2002’den bu yana asgari ücrette hedeflenen enflasyon oranında artış yaptı. AKP bununla övünüyor. Oysa hedeflenen enflasyona değil, asgari ücretlinin harcama kalemlerindeki (gıda, kira vb) enflasyona bakılmalı...
Tencere pahalı kaynar olmuş durumda. TÜRK-İŞ’in araştırmasına göre Ekim 2010 itibariyle mutfakta yaşanan enflasyon yüzde 14’ü bulmuştur. Buna karşılık hükümetin asgari ücreti 2011 yılında ilk 6 ay için yapmayı planladığı artış hedeflenen enflasyon doğrultusunda yüzde 4’tür. Hedeflenenle gerçekleşen enflasyon arasındaki fark ise sürekli olarak asgari ücretlinin cebinden çıkmaktadır.
Dünyada genel olarak fiyatlar artıyor. Enerji ve gıda fiyatları hızla yükseliyor. Dışa bağımlı, ithalatı yüksek Türkiye, şimdi bu durumdan dolayı dışarıdan enflasyon ithal ediyor. Gıda fiyatı dış trendlere ve iklim şartlarına bağlı... Enerji uluslararası faktörlere ve kur hareketlerine bağlı... Bu durumda Türkiye Merkez Bankası enflasyonu düşürecek bir yol bulamıyor. Kira artıyor, tencere pahalı kaynıyor ama ücretler düşük. Haliyle vatandaşın borç batağı büyüdükçe büyüyor.
Zamların duracağı, enflasyonun azalacağı konusunda umutlu olabilir miyiz? Pek mümkün gözükmüyor.
MAKUL BİR DÜZEYE ÇEKİLMELİ
Asgari ücretle ilgili bir diğer sorun asgari ücretten yapılan kesintilerdir. Asgari ücretten sosyal sigorta içi primi, gelir vergisi, işsizlik sigortası gibi kesintiler yapılmakta. Ayrıca sosyal güvenlik için kesilen primlerde asgari ücretli için oldukça yüksek düzeyde. Asgari ücret üzerindeki vergiler kaldırılmalıdır. Ayıraca sosyal güvenlik için kesilen primlerde, işçinin payı azaltılarak, devletin katkısı sağlanmalıdır.
Yukarıda asgari ücretlinin son gelen zamlarla alım gücünün düştüğüne ve önümüzdeki günlerde yüksek enflasyon tehlikesiyle birlikte daha da düşeceğine dikkat çekmiştik. Primlerdeki taleplerimiz dışında bu konuda da talepler olmalıdır. Bugünkü asgari ücretin düzeyi Başbakan tarafından çay simit hesabıyla savunulmuştu. Ama şimdi simit 75 Kr’a çıktı. Başbakanın hesabı şaştı. Bu utanç verici hesaptan çıkılıp derhal asgari ücretin tanımına uygun bir hesaplamaya geçilmelidir.
Asgari ücretin tanımında "...zorunlu ihtiyaçları günün fiyatları üzerinden asgari
düzeyde karşılamaya yetecek" deniyor. Zorunlu ihtiyaçlara (gıda, elektrik, su) sürekli zam geliyor. Asgari ücret ise bunları karşılamakta çok yetersiz kalmakta. Bu nedenle 2011 yılında asgari ücret makul bir düzeye çekilmelidir. Asgari ücret sefalet ücreti niteliğinden kurtarılmalıdır.
BELEDİYE İŞ SENDİKASI 2 NOLU ŞUBESİ
Bilgi:
Şube Başkanı: Hasan Gülüm
Web : www.bisenikinolusube.com
İletişim :
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Belediye-İş Sendikası İstanbul İki Nolu Şube Başkanlığı

219 GÜNDÜR Esenyurt belediyesinde işten atılmalara karşı mücadele eden sendika üyelerimize yeni sendikalı olmak isteyen işçileri esenyurt belediye başkanı işten atmaya devam ediyor.
Sendika Şubemizin işyeri temsilcilerine sendikamızın verdiği 1 günlük eğitim otelde yapıldı.
Esenyurtta 28 Martta tekelde 1 Nisanda eylem yapıldı. Bugüne kadar yapılan eylemlerde eylemlere katıldığımızda yada eylemlere katılmak için çağrılar yapıldığında eyleme katılanlar ile eylemlere gelenlerde görevlerini yapılmış olarak görülür.
GÜVENCESİZLEŞTİRMEYE İŞTEN ÇİKARMALARA DÜŞÜK ÜÇRET POLITIKALARINA KARŞİ ÖRGÜTLEN MÜCADELETİ YÜKSELT BİRLEŞMEK İÇİN HAYDİ 1 MAYISTA TAKSİME...







